TÜRK 

BİLİŞİM

TEKNOLOJİLERİ

SEKTÖRÜ

 

 

 

 

 

 

            ŞİMDİKİ DURUM, SORUNLAR, ÖNERİLER

 

 

 

 

Murat Yıldırımoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İçindekiler:

 

GİRİŞ

 

BÖLÜM 1: Türk Bilişim Sektörünün Durumu ve Yapılması Gerekenler

            Bilişimin Teşviği Konusundaki Görüşler 

            a- Bilişim Teknolojileri Sektörünün Durumu

            b- Bilişim Teknolojisin Gelişimi İçin Yapılması Gerekenler

                        I) Telif Haklarının Korunması

                        ii) Serbest Alım-Satım

                        iii) Risk Sermayesi

                        iv) Halka Açılma

                        v) Yabancı Sermaye

            c) Teknoloji Geliştirme Merkezleri, “Teknopolis”ler

                        i) ODTÜ-KOSGEB

                        ii) Bir Amerikan Girişimi: Sematech

                        iii) Başarılı Yabancı Bilişimcilerin Kısa Öyküsü

                        iv) Başarılı Türk Bilişimcilere Örnekler

                                    1- Karel

                                    2- Telesis

                                    3- Multitek

           

BÖLÜM 2 : Türk Telekomünikasyon’un Durumu ve Özelleştirilmesi

 

NOTLAR:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

 

Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Türk bilişim sektörünün durumu ve daha çok gelişebilmesi için yapılması gerekenler yer almaktadır. İkinci bölümde Türk Telekomünikasyon firmasının durumu ve özelleştirilmesi gereği anlatılmaktadır.

 

BÖLÜM 1     Türk Bilişim Sektörünün Durumu ve Yapılması Gerekenler

 

a- Bilişim Teknolojileri Sektörünün Durumu

 

Türk bilişim sektörü küçük de olsa canlı, dinamik bir yapı sergiliyor. Bu dinamik yapıyı göstermek üzere birkaç rakam verelim: Türkiye’de GSMH 1986’dan bu yana yılda ortalama yüzde 10.79 artarken, BT pazarının büyüme hızı yüzde 19.2  (1). Türkiye’de bilgi sistemlerinin toplam değeri 2.1 milyar dolara ulaşmış durumda (2). Bilgi sistemlerinin değer olarak yüzde 48’i finans sektöründe bulunuyor. Tüm bilgisayar parkının yüzde 14’ü de kamu sektöründe bulunuyor. DİE verilerine göre, 1995 yılında toplam 552 milyon dolarlık BT ithalatı yapıldı (3). 1994 Yılına göre yüzde 61'lik artış ifade eden bu ithalat rakamı, 1993 yılının ise sadece binde 5 üzerinde. 1995 Yılındaki BT ithalatında tüm kalemlerde bir önceki yıla göre artış görülüyor; 1993'e göre artan iki kalem ise yazılım ve donanım. Tablo 1'de son üç yılın Bilişim Teknolojileri ithalatı görülüyor:

 

 

Yıl

İthalat Miktarı (Bin $)

1993

551,876

1994

342,488

1995

552,174

Tablo 1: Son Üç Yıllık BT İthalatı

 

Ülkemizde kamu ve özel kesimde çok sayıda kişinin geçim kaynağını bilişim teknolojileri oluşturuyor. Özel kesimde çalışan bilişimcilerin sayısı tam bilinemiyor. Kamuda çalışan bilişimcilerin sayısı kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) de dahil olmak üzere yaklaşık 22 bini buluyor (4). Bu bilişimciler 657 sayılı Devlet Personel Yasası, Sözleşmeli Personel ve kadro karşılığı sözleşmeli olmak üzere üç farklı statüde çalışıyorlar.

 

Bilişim alanında öğrenim gören çok sayıda öğrencimiz var. 1996-97 Öğretim yılında 19 üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümüne toplam 837 öğrenci alındı (5). Üniversitelere bağlı iki yıllık meslek yüksek okullarında “Bilgisayar Programcılığı”, “Bilgisayar Donanımı”, “Bilgisayar Destekli Eğitim” ve “Bilgi İşlem Sistemleri” bölümlerine  de toplam 2892 öğrenci alındı.   Ama öğretim üyesi kısıtlı sayıda. Üniversitelerdeki bilgisayar bölümlerinde her 29 öğrenciye ancak bir öğretim üyesi düşüyor (6).

 

Ülkemizdeki yazılım endüstrisi ve bilgisayar mühendislerinin durumu ile ilgili olarak Tursoft tarafından yapılan Türkiye’nin Yazılım Envanteri’ne göre (7)  Türkiye’de az sayıda ama genellikle yüksek randımanlı yazılım üretiliyor, bununla birlikte yurtdışında pazarlanabilecek nitelikteki hazır ürün sayısı çok az. Tursoft’un genel müdürü Ahmet Güvener şu açıklamayı yapıyor: “Sonuçlara göre Türkiye’de yazılım alanında ara insan gücü eksiği var. Buna karşılık az sayıda yüksek kalitede eleman mevcut. Bu arada Türkiye’de 5 bini aşkın bilgisayar mühendisi var. Ancak envantere göre sadece 1082’si yazılım alanında çalışıyor.”        

 

Türk bilişim sektörünün dinamik yapısı atak, cesur firmalardan kaynaklanıyor.   Bunlardan RAKS dünyaca ünlü BASF firmasının manyetik ortamlar üreten BASF Magnetics adlı şirketini satın almıştır (8). Başka bir örnek de sektörün yeni üyesi Çukurova Grubu. Çukurova Grubu kendi uydularını fırlatabileceklerini söyleyen cüretkar, cesur firmalara sahip (9).

 

Bu dinamizme karşın sektör firmaları inanılmaz biçimde içe kapanık bir yapı sergiliyorlar. Örneğin, Cebit’97 fuarına yalnızca dört firma ile katılıyoruz (10). Bunlar telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren Aselsan ve Komsa, OEM bazlı çalışan Mirage Computer ve geçen yıl kurulan Tursoft A.Ş. Halbuki ABD 485 şirket ile katılıyor. ABD'yi 374 şirketin katılımıyla Tayvan izliyor. Endonezya bile fuara 13 şirketle katılıyor.

   

b- Bilişim Teknolojisinin Gelişimi İçin Yapılması Gerekenler

 

Ülkemizdeki bilişim teknolojisi ile uğraşan firmaların zayıf yapıda oldukları, bilişim teknolojisi alanında gerçekleşen araştırma-geliştirmenin  çok küçük oranlarda  kaldığı sektördeki hemen herkes tarafından kabul gören bir gerçektir. (11)

 

Bilişim teknolojisinin gelişimi için sektör yayın organlarında, kongrelerde,  toplantılarda hep benzer istekler öne sürülmektedir: Devletin bilişimi desteklemesi, yüksek teknoloji firmalarının gelişimi için teknoparklar kurması, Ar-Ge harcamalarına destek sağlaması vb.

 

Devlet teşviği, teşvikden de öte, aşağıda göreceğiniz gibi Ar-Ge’nin devlet zoru ile yaptırılması konusunda en hararetli görüşleri savunan Yurdakul Ceyhun’ın bu konudaki görüşleri şöyle (12) :

 

“Devlet, anlamlı ve kapsamlı Ar-Ge desteği vermelidir. Bugün devletin uyguladığı, Ar-Ge giderlerine düşen kurumlar vergisinin üç yıl taksitle ödenmesi, DPT ve TÜBİTAK’ın proje destekleri ya da TTGV’nın parasal kaynakları,  Türk sanayinin bilgi teknolojilerinde atılım yaparak dünya pazarından pay almasını sağlayacak düzeyde değildir. Ayrıca Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin Ar-Ge yapması zorunlu kılınmalıdır. Türkiye’nin iletişim kesimindeki kuruluşlarının hemen tümü yabancı sermaye denetimindedir. Bu kuruluşlarda sürdürülen Ar-Ge çalışmaları da çok yakından denetlenmeli, yapılan işin ekonomimizi ayağa kaldıracak, bize dünya pazarlarını açacak ürünlere mi yönelik, yoksa yurtdışındaki ana firmaların kapsamlı Ar-Ge etkinliklerine fason mühendislik hizmeti mi veriliyor, bu gerçek ortaya konmalıdır...Türk sanayinin büyük bir bölümünde AR-Ge çalışmaları yapılmamaktadır. Bunun geçerli olmayan iki büyük nedeni, ileri teknoloji gerektirmeyen sıradan diyebileceğimiz ürünlerin üretiliyor, ileri teknoloji diyebileceğimiz konularda ise lisans altında üretim yapılıyor olması diye özetlenebilir. Belli zorlamalar ve özendirmeler olmadığı sürece, şirketlerin kısa dönemdeki karlarını kısıp, uzun dönemli çıkarlarına yatırım yapması pek olası olmayacağından, gerekli önlemler alınmadığı sürece ortaya çıkan bugünkü durumun kendiliğinden değişeceği beklenmemelidir...Ekonomideki küreselleşme ve teknolojideki  olağanüstü ilerlemeler, iletişim sektörünü stratejik bir sanayi durumuna getirmiştir. Bu sektörümüzün başarılı durumunu koruyabilmesi  için  Devlet’in, değişen dünya koşullarını gözönünde tutarak yeni politikalar saptaması gerekmektedir. Bu politikalar, batılı ve pasifik ülkelerinin kendi stratejik sanayilerine uyguladıkları önemli oranda dolaylı ve gizli ya da doğrudan destekleyici olmalıdır. ”

                     

Özel bir alan olarak yazılımın teşviği konusunda da Logo genel müdürü Tuğrul Tekbulut’un görüşleri şu şekilde (13):

 

“Yazılım alımı ve özellikle yerli yazılım alımı  özendirilmelidir. Bu konuda alınabilecek önlemler yazılım alanında KDV indirimi, hızlandırılmış amortisman gibi ya da yazılım alımlarının tümüyle yatırım indirimi sayılması gibi tedbirler olabilir. Devlet ihalelerinde iş alan yabancı yazılım servis ve danışmanlık firmalarının yerli ortaklarla çalışmaları zorunlu hale getirilmelidir. Yazılım üretiminin yeşereceği teknoparklar kurulmalı, risk sermayesi kurumu geliştirilmeli, yabancı sermayenin Türkiye’deki teknoparklarda yatırım yapmaları özendirilmelidir. Yazılım yatırımlarına yatırım indirimi gibi teşviklerin yanında Ar-Ge yardımları sağlanmalıdır. Yazılım şirketlerinde istihdam oldukça pahalıdır. Yazılım sektöründe çalışan yüksek nitelikli personelden alınan gelir vergisi, SSK kesintisi oranları düşürülmelidir. Yazılım şirketleri için belli bir süre kurumlar vergisi oranı düşürülmelidir. Yazılım yatırımları çok kısa zamanda geri alınabilmektedir, ekonomiye yükleri az, katma değerleri yüksektir. Türkiye’de telefon, faks, data uydu ve Internet iletişim hizmetleri oldukça pahalıdır. Bu hizmetleri yoğun olarak kullanması gereken yazılım şirketleri için iletişim hizmetleri ücretleri düşürülmelidir. Kısaca yazılım teşvikleri sabit yatırımlara getirilen yatırım indirimi teşviklerinin yanında mutlaka işletme sermayesini güçlendirecek şekilde olmalıdır.”

 

Hemen hemen aynı görüşler Likom genel müdürü Nejat Sağtekin tarafından da dile getirilmektedir (13).      

 

Burada sözü geçen önerileri inceleyelim:

 

1) Teknoparklar kurulsun: Ülkemizde kurulan KOSGEB yüksek teknoloji merkezleri ya da araştırma enstitüleri, ileri teknoloji ya da Ar-Ge adına kendilerine harcanan parayla orantısız bir üretim yapmaktadırlar. Bunun en iyi örneğini aşağıda ayrıntısı ile açıklamaya çalıştığımız ODTÜ bünyesinde bulunan ODTÜ-KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde bulabilirsiniz. Başarısız ve çok masraflı örnekler ortada iken benzer deneylere girişmek yarar sağlamayacaktır.

 

 2) Yazılım sektöründe çalışanların gelir vergisi ve SSK primlerinin düşürülsün: Bu haklı bir istektir ama yalnızca yazılım firmaları için değil, her sektördeki her firma için geçerli olabilecek bir istektir. Çünkü SSK düzgün çalışan bir kurum olmadığı gibi aşırı yüksek primlere sahiptir. Gelir vergisi oranları da yüksektir ve herkes için düşürülmesi gerekir.

 

3) Yazılım firmalarının kurumlar vergisi düşürülsün: Gelir vergisi için söylediklerimiz kurumlar vergisi için de geçerlidir. Vergi oranları genel olarak yüksektir ve herkes için, her firma için düşürülmelidir. Burada aslolan “Çok kazanandan çok vergi almak” şeklindeki sağduyuya ve kulağa çok hoş gelen ama çok zararlı bir ilkeden kurtulmaktır. Bu ilke zararlıdır ve yanlıştır, çünkü çok çalışmayı ve çok kazanmayı engellemeyi hedeflemektedir. İş yaşamının ana ilkesi bir işi daha iyi ve daha ucuza yapabilmek ve bu sırada  daha çok kazanmaya çalışmaktır. İyi işleyen bir ekonomide çok kazanan kişi ya da firma, çok çalışmasının, bir işi daha iyi ve daha ucuza yapmanın karşılığını alıyor demektir. Bu kişi ya da firmadan daha çok vergi alınmasını istemek, o kadar çalışmayan, işini daha iyi ve daha ucuza yapmaya uğraşmayan kişilerin ya da kurumların kollanması anlamına gelmektedir.                    

 

4) İletişim hizmetlerini yoğun olarak kullanması gereken yazılım şirketleri için iletişim hizmetleri ücretleri düşürülsün: İletişim ücretleri, Bölüm 2’de göreceğimiz gibi, gerçekten yüksektir. Yalnızca bilişim sektörü için değil tüm sektörler için çok daha uygun iletişim olanakları sağlanmalıdır ve bu da, yalnızca Türk Telekomünikasyon’un tümüyle ve acilen özelleşmesi ile gerçekleşebilir.

 

5) Risk sermayesi kurumu geliştirilsin: Risk sermayesine gerçekten gerek vardır. Bilişimin kalbinin ve beyninin bulunduğu Amerika’da hemen bütün büyük bilişim firmaları varlıklarını risk sermayesine borçludurlar. Ama burada da risk sermayesini devletin sırtına bir yük olarak koymamak lazımdır. Risk sermayesi parlak fikirlere para yatırarak para kazanmayı planlayan ciddi firmaların işi olmalıdır.

  

Bilişim teknolojisinin gelişimi yapay desteklerle sağlanamaz. Bilişim sektörü, ekonominin tüm diğer sektörleri gibi, sağlıklı bir piyasa ekonomisinin hakim olduğu ülkelerde gelişmektedir. Bizim de yapmamız gereken şey, bilişim sektörü ile birlikte ekonominin tümünde, piyasa ekonomisinin hakim olmasını sağlamaktır. Bilişim sektörü, piyasa ekonomisinin parçaları olan sıkı sıkıya korunan telif hakları, serbest alım-satım, risk sermayesi, hisse seneti piyasası, vb. sayesinde  gelişip serpilebilir. Şimdi kısaca bunları görelim:

 

i)Telif Haklarının Korunması

 

Serbest piyasanın gereklerinden birisi fikirlerin, eserlerin, ürünlerin sahiplenilmesi, yani telif haklarının korunmasıdır. Telif hakları çok önemlidir çünkü yazılım firmaları ancak bu sayede daha çok para kazanabilirler, kazandıkları para ile daha çok araştırma-geliştirme yapabilirler. Bakın ABD’de 1994 yılında iş dünyasının satın aldığı yazılım paketlerinin değeri tam 51 milyar dolar. Türkiye’de ise 1994 yılında yazılım ithali için harcadığımız para yalnızca 16 milyon dolar (14). Bu rakam 1995 yılında ancak 38 milyon dolara çıkabilmiş. Türkiye’nin en büyük iki yazılımevi olan Logo ve Link’in yıllık ciroları 5-6 milyon dolar civarında.        

 

Peki bu rakamlar neyi gösteriyor? Türkiye’de bilgisayarlarda yazılım kullanılmadığını mı? Hayır, bu rakamlar yalnızca Türkiye’de bilgisayarlarda kullanılan yazılımların çoğunun korsan kopyalar olduğunu gösteriyor. BSA (Business Software Alliance)’nın 1995’te yayınladığı 1994 Dünya Korsan Yazılım Kullanımı Raporu’nda, Türkiye’de korsan yazılım kullanma oranının yüzde 97 olduğu açıklanıyor (15). Bu belirlemeye göre 1994 yılı içinde Türkiye’de yazılım korsanlığından doğan kayıbın değeri 158.7 milyon dolar. Avrupa’da korsan yazılım kullanım oranı yüzde 58.6

 

Korsan yazılım kullanımını engellemek için 7 Haziran 1995 tarihinde kabul edilen bir yasa değişikliği ile bilgisayar programları Fikir ve Sanat Eserleri Yasası tarafından korunan eserler arasına alındı. Bu yasa uyarınca  bilgisayar programlarını izinsiz şekilde çoğaltan-kullananlar için 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ve 300 milyon liradan 600 milyon liraya kadar para cezası verilebilecek. (16)

 

Bilişim teknolojileri ile uğraşan herkesin bu konuda son derece duyarlı olması gerekir. Ama her zaman böyle olmuyor. Bakın devletten teşvik isteyen ve telif hakları yasasını en çok savunması gereken kişilerin başında gelen Tuğrul Tekbulut bu konuda ne diyor (13):

 

“(Telif Hakları) yasasının şu anda kullanıcısı yalnızca yabancı şirketlerdir, polisiye tedbirlerle ülkemizden para transferi yapılmasının dışında herhangi bir şekilde kullanılamamaktadır.”

 

 

 

 

 

ii) Serbest Alım-Satım

 

Yine serbest piyasanın gereklerinden biri olan serbest alım-satımın önündeki anlamsız yasakların kaldırılması da gerekir. Örneğin, eski bilgisayarların Türkiye’ye getirilmesi yasaklanmıştır. Bunun nedeni olarak da Türkiye’nin bilgisayar mezarlığına dönüşmesini engelleme isteği gösterilmektedir. Halbuki bir makinanın (bilgisayar ya da dikiş makinası olması hiç farketmez) yaşlı, kullanılmaz olup olmadığına iş sahipleri ve kullanıcılar karar vermelidir. Eğer bir iş sahibi bir makinayı getirmek istiyorsa getirmelidir. Eğer makina halen işgörür ve kar getirir durumda ise getirmesi doğrudur, getiren kar edecek, benzer makinaların getirilmesi de devam edecektir. Yok eğer iş yapamayacak ve rekabet edemeyecek bir makina getirmişse iş sahibi zarar edecek ve ne o, ne de bir başkası o tür makinalardan getirmeye kalkmayacaktır. Bu mekanizma piyasa mekanizmasıdır ve doğru kararları,  bir memurdan çok daha iyi saptayabilir.

 

iii) Risk Sermayesi

 

Bilgisayar firmalarının finansmanı iki değişik aşamada iki değişik şekilde yapılabilir. İlk aşama bilgisayar firmalarının işe başlama aşamasıdır. Bu aşamada genç insanlar, parlak fikirler ama kısıtlı sermayeler söz konusudur. Daha yeni, daha ileri ürünler için finansman bulmak gereklidir ve bu finansman Risk Sermayesi ile sağlanır. İkinci aşama, yola koyulan ama gelişmek için daha fazla finansmana gerek duyan firmaların içinde bulunduğu aşamadır. Bu aşamada da gerekli finansman, firmanın hisselerinin borsada işleme tabi tutulması, yani halka açılma ile sağlanır. Sağlıklı ekonomilerde bütün sağlıklı firmalar bu aşamalardan geçer.

 

Risk sermayesi piyasaya girişlerin kolaylaştırılarak fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla yeni girişimleri ve projeleri geliştirmek amacını taşıyan bir finansman yöntemidir. ABD’de geniş bir uygulama alanı bulan bu yönteme, DYP-SHP Birinci Koalisyon Hükümeti Protokolünde de yer verilmiştir.  6 Temmuz 1993 tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında, risk sermayesi yatırım ortaklığı şirketlerinin kurulmasına ilişkin tebliğ yayınlandı. Buna göre risk sermayesi yatırım ortaklığı şirketleri, en az 100 milyar lira sermaye ile kurulabilecek ve bu şirketler, Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetimine tabi olacaklar. Şirketler, yatırım için yeterli sermaye sağlayamayan girişimcilerin projelerini değerlendirecek. Proje başarılı bulunursa girişimcinin kuracağı şirkete pay karşılığında destek sağlanacak. Risk sermayesi yatırım ortaklığı şirketleri, başlangıçta devlet desteğinde kurulacak ve öncelikle yüksek teknoloji gerektiren projeler desteklenecek. Bu şirketlerin yaygınlaşabilmesi için de vergi muaflığı sağlanacak. (17)

 

16 Ekim 1996 tarih 22789 sayılı resmi gazetede yayınlanan KOBİ kararnamesi ile teknolojiye dayanan KOBİ’lerin desteklenmesi için Halkbank’ın da ortaklığıyla bir yatırım ortaklığı şirketi kuruldu. Şirket, KOBİ’lere ortak olmak suretiyle faizsiz destekte bulunacak. Destek en çok 10 yıl içinde KOBİ’lerin yıllık bilanço karından pay alınması yoluyla geri çekilecek. Şirket aynı zamanda risk sermayesi şirketi işlevini de görecek; destekte bulunulan şirketlerin hisseleri şirket tarafından borsada satılabilecek. Şirket ayrıca KOBİ’ler için teknik ya da idari uzmanlarını danışman olarak görevlendirilecek. (18)

 

Şu anda dünya çapında hayranlık uyandıran birçok Amerikan şirketi yola risk sermayesi ile çıkabilmiştir (19). Bunlara en güzel iki örnek Lotus ve Compaq firmalarıdır. En büyük risk sermayesi şirketlerinden birisi olan 700 milyon Dolar sermayeli Sevin Rosen’ın en iyi iki yatırımı, Lotus ve Compaq, firmaya başlangıç yatırımının tam 90 katını kazandırmıştır. Bu iki şirket Sevin Rosen’ın başkanı Benjamin Rosen’ın risk yatırım felsefesini  çok iyi yansıtıyor: “Üç şeye dikkat ediyorum: Seçkin bir çalışma ekibi, tanışılması gerekmeyen bir pazar ve süper bir ürün.”

 

Rosen, Lotus’un kurucusu Mitch Kapor’u ve Kapor’un çalışmalarını  biliyordu. O zamanın 8 bitlik çalışma tablosu VisiCalc’ın eksikliklerinin de farkındaydı. Bu nedenle Kapor ona 16 bitlik bir çalışma tablosu projesiyle geldiğinde Lotus’a 2.1 milyon dolar yatırım yaptı. Yatırdığı bu paraya karşılık Rosen’ın kazancı tam tamına 185 milyon dolar oldu.

 

Compaq’taysa, Rosen taşınabilir bilgisayar fırsatına hemen sarılmış ve  2.5 milyon dolarlık yatırımı Compaq’ın gelişimi ile birlikte 190 milyon dolarlık değere ulaşmıştır.

 

Bir başka risk yatırımcısı Frederick Adler 1980’de WordStar’ın yaratıcısı MicroPro’ya 1 milyon dolar yatırmış ve bu yatırımının değeri 1989 yılında 6 milyon dolar’a yükselmiştir.

 

Risk sermayesi konusundaki ender kadınlardan birisi olan Jackline Morby’nin öyküsüne bir göz atalım: 500 Milyon doların üzerinde bir varlığı olan TA Associates’ın ortağı olan Jackline Morby, başarılı kariyerine 1970’lerin sonunda, sıradan bir üniversite mezunu olarak başlamış. Dört yıl boyunca yazılım firmalarına finans desteği çalışması yaptıktan ve patronlarına milyonlarca dolar kazandırdıktan sonra  şirketinin ortağı durumuna gelmiş. Morby’nin yatırım yaptığı firmalar arasında Sierra On-Line, Spinnaker Software ve Digital Research  gibi firmalar bulunuyor. Yazılım endüstrisi, 1981’in başında Morby’nin ilgisini çekmiş.”PC endüstrisi çok çabuk gelişiyordu ve bunu yazılımların izlemesi kaçınılmazdı. Ayrıca bilgisayarların evlere gireceği hakkında da çok söylenti vardı.” diyor. Morby hemen işe koyulmuş ve yazılım girişimcilerini araştırmaya başlamış. Bütün bilgisayar dergilerini satın alarak bütün ürünleri incelemiş ve bir yığın şirketle görüşme yapmış. Birçok oyun şirketiyle görüştükten sonra bu işin pirinin Sierra On-Line (King’s Quest oyununun yaratıcısı firma) olduğuna karar vermiş. Boston’daki mağazalarda “En iyi oyunları kim yapıyor?” sorusuna aldığı yanıt hep Sierra On-Line olmuş. Morby’nin şirketinin Sierra’ya koyduğu 3 milyon dolar da çok kısa bir sürede 9 milyona çıkıvermiş

 

Şu anda dünyanın en büyük yazılım firması olan Microsoft da işe risk sermayesi ile başlayanlardan. Microsoft’a yatırım yapan firma ise şu anda 250 milyon dolarlık bir firma olan Technology Venture Investors. Microsoft’a yatırım yapılmasını sağlayan kişi ise firmanın kurucu ortaklarından birisi David Marquard.  Şirketin 1 milyon dolarlık yatırımı  şimdilerde 100 milyon dolara ulaşmış durumda. Marquard, Bill Gates Microsoft’u kurarken yığınla yatırımcının onunla anlaşamaya çalıştığını hatırlıyor. O sırada 30 yaşında bir elektrik mühendisi, bilgisayar meraklısı ve yeni yetme bir risk sermayedarı olan  Marquard, 25 yaşındaki  Gates’e ulaşmış. Gates’ın yığınla taliplisi arasında, en genç rakibine en az on yaş fark attığı için de aynı dili konuşan iki kişi birbirine ısınmış. Ayrıca bu ikili diğer yatırım analistlerinin- hatta Marquard’ın firmasının bile- göremediği bir şeyi o zamandan görebilmişler. O zamanlar insanlar, yazılımın üzerinde yatırım yapılacak bir şey olmadığını düşünürken, Marquard ve Gates, kişisel bilgisayarların yaygınlaşmaya  başlamasıyla yazılım endüstrisinin de gelişeceğine ve hazırlanacak sıkı bir ürünün, mutlaka bu pazarı yönlendireceğine inanmışlar. Marquard, o zamanlar,  içlerinde Microsoft, MicroPro, Visicorp ve Digital Research gibi isimlerin bulunduğu birçok yazılım firmasını inceleyerek buradaki insanlarla ilgilenmiş ve özellikle de Bill Gates kendisi için favori isim olmuş.  Gates’ın Marquard için bu denli ilgi çekici olmasının nedeni, sahip olduğu iki şey: İyi fikirler ve bu fikirleri başarıya ulaştırmak için yanıp tutuşan bir yürek. 1980’lerin başında, Marquard, Sun Microsystems kurucularında da aynı hevesi de görmüş.  Ve buraya yaptığı yatırım da başlangıç miktarının 50 katı olarak kendisine  dönmüş. “Sun o zamanlar hiçbirşey değildi ve üstelik DEC ve IBM’e karşı savaşıyordu.” İlk finanslarını- ve başlangıçta yitirdikleri miktarı- kapatabilmek için Sun’ın kurucuları hedef şirketin lobisinde kamp kurmuş ve dört bir yandan saldırıya geçmiş. Sonunda karşı taraf teslim olmuş ve Sun, iş istasyonu pazarında lider durumuna geçebilmek için gerekli krediyi kapabilmiş. Marquard’ın sabit disk devi Seagate’e yaptığı yatırım da yaklaşık 1’e 100 oranında kazanç sağlamış.

 

Bir başka risk yatırımcısı William Hambrecht’in özelliği ise batmakta olan firmalara verdiği destek. Bu destek sayesinde hem firmalar batmaktan kurtulup karlı duruma geçiyorlar, hem de Hambrecht’in firması Hambrecht & Quist para kazanıyor. Sabit disk üretiminde lider şirketlerden birisi olan MiniScribe, IBM’in bu şirketten alım yapmayı durdurmasıyla 100 milyon dolarlık işinin yüzde doksanını kaybetmiş. MiniScribe, maliyetleri düşürmek için tesislerini ülke dışına çıkarmaya başlamış. 1985’te şirket iflas etmek üzereyken, Hambrecht’in firması dört yılda sekiz katına çıkacak olan 7 milyon doları aktarmış ve şirketin dönüşümünü tamamlamasına yardımcı olmuş. MiniScribe’ın 1988’deki satış rakamı ise 700 milyon dolar.  Aynı yıllarda Hambrecht, bilgisayar kartları ve yedekleme sistemleri üreten Tecmar’ı da bataktan kurtarmak için 6 milyon dolar aktarmış ve birkaç yıl içerisinde Tecmar’ın kurtuluşunun yanısıra kendi şirketinin başlangıçta koyduğu paranın değerini 40 milyon dolara çıkarmış.      

 

Risk sermayesi yalnızca ABD’de değil dünyanın diğer yerlerinde de işe yaramaktadır. Şimdi Hindistan’a göz atalım: (20)

 

Hindistan’ın yazılım endüstrisi geçtiğimiz mali yılda 840 milyon dolar kazandı. Bunun yüzde 58’ı yazılım ihracatından kaynaklandı. Hindistan, dünya kullanıcıya özel yazılım piyasasının yaklaşık yüzde 12’sini elinde tutuyor. Hindistan’ın diğer ülkelere karşı en büyük kozlarından  birisi düşük ücretler ama bu da hızla değişiyor: Sektörde ücretler her yıl yaklaşık yüzde 25 oranında artıyor. Yine aynı yazıda belirtildiğine göre yazılım sektöründeki firmaların çoğu halka açılmış durumda. Ama Hintli yatırımcılar henüz teknoloji sektörüne sıcak bakmıyor ve yeterince yatırım yapmıyorlar. Bu durumun çözümü   olarak risk sermayesi gösteriliyor. Risk sermayesi henüz işin başında: Şu ana kadar bir düzine kadar risk sermayesi fonu  kurulmuş. Bu fonlar heryıl paralarının yüzde 10’ununu, yani yaklaşık 20 milyon doları, yüksek teknoloji şirketlerine aktarıyorlar.

 

iv) Halka Açılma

 

Kalkış aşamasını geride bırakmış firmaların gereksinim duyduğu finansman halka açılma yoluyla elde edilir. Bu konuda en iyi örnekler İsrail firmalarıdır (21). İsrailli yüksek  teknoloji firmalarının 1995 yılında Amerikan NASDAQ sermaye piyasasından elde ettikleri gelir 450 milyon dolardır. Bu gelirin, 1996 yılında 700-800 milyon dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Yaklaşık 30 kadar yeni hisse senedi için yatırım bankaları sıraya girmiş durumda. Şu anda Amerikan borsalarında işlem görmekte olan İsrailli yüksek teknoloji firmalarının sayısı 66. Türkiye’de ise Arena dışında hiçbir firma halka açılmayı düşünmüyor. Amerikan borsalarına açılmayı ise yalnızca Karma düşünüyor (22).

 

Hisse senedine yatırım yapma oranı İngiltere’de yüzde 18, ABD’de ise yüzde 21 civarında seyrediyor (23) Türkiye’de de bilişim firmaları başta olmak üzere, borsada işlem gören firma sayısı artarsa, hisse senedine yatırım yapma oranı yükselirse firmalar gelişmek için gerek duydukları sermayeyi çok rahat bulacaklardır.   

 

 

 

v) Yabancı Sermaye

 

Yapılabilecek başka bir şey de yabancı şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmalarının sağlanmasıdır. Büyük bilgisayar firmaları İrlanda, İsrail, Malezya, Filipinler gibi ülkelere yoğun şekilde yatırım yapmakta, oralarda istihdam yaratmaktadır. Örneğin, Intel İsrail’deki ikinci yonga üretim fabrikasını kurmak için 1.6 milyar dolar değerinde yatırım yapmaktadır (24). Bu yatırım sayesinde doğrudan 1500 kişiye, dolaylı olarak da 3000 kişiye iş sağlanacaktır. İsrail tarihinin en büyük sanayi yatırımı olan bu projenin gerçekleşmesi için İsrail hükümeti dolaylı ya da dolaysız olarak 608 milyon dolarlık destek sağlamış durumda. Intel’in İsrail’deki diğer araştırma-geliştirme merkezleri ve fabrikasında ise halen 1500 kişi çalışıyor.   

 

c) Teknoloji Geliştirme Merkezleri ve “Teknopolis”ler

 

Teknolojik Geliştirme Merkezleri ya da Teknoparklar ya da TeknoPolis’lerin kuruluş mantığını en güzel  Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sanayi Araştırma ve Geliştirme Müdürü Dinçer Kara açıklıyor: (25)

 

“ Amerikadan başlayan bu hareketle (teknokent hareketi, MY), üniversitelerin bilgi birikiminden sanayinin en kısa sürede   yararlanması amaçlanmış. Bu Amerika’da Silikon Vadisi ile başlamış. Hepsinde ünivesiteler öncülük etmiştir. Üniversitelerin etrafında bazı araştırma kuruluşları, daha sonra üretim birimleri kurulmuştur. Amerika bunu yaparken dünyadaki rekabetini sürekli kılmak için yeni ürünler yaratmak istiyordu. Yeni ürünler üretme ve rekabeti sürekli kılma olayı, üniversite-sanayi işbirliği sağlanarak olmuştur. Bunu gören  diğer ülkeler, İngiltere, Fransa, aynı yolu izlemişler ve başarılı olmuşlar. ..Almanya  da İtalya da böyle yapmıştır...Japonya, kendi yapısı içerisinde bu işe çok geç, 80’li yıllarda başlamış. Kendi yöntemlerinin teknoloji geliştirme işine yetmeyeceğini görmüş. Özel bir ekibi Silikon Vadisine göndererek inceleme yaptırmış. Arkasından 26 tane teknoloji geliştirme bölgesi, kendi adlarıyla “teknopolis” kurmuş. Şimdi bizim ülkemize baktığımız zaman, ülkemizin rakamları aynı yerde duruyor. 10,000 çalışana karşı araştırmacı sayısı beş olmuş, altı olmuş, yedi olmuş, sekiz olmuş. Yükselmiyor. Niye yükselmiyor? Belli altyapıları yok. Yani, araştırmacıların çalışacağı mekanları yaratmamışız. Fiziki altyapıyı kurmadığımız gibi, bunlarla ilgili mevzuatı da getirmemişiz.”

 

Bu sözlerden şu anlam çıkıyor: Yetenekli insanların önüne çeşitli fırsatları yığarsak ve “hadi artık, araştırıp geliştirin, vatana millete hayırlı işler yapın” dersek ülkemizin araştırma-geliştirme eksiği kapanacak, teknolojik olarak büyük gelişmeler sağlayacağız. Şimdi hem bizden hem de ABD’den örnekler vererek devlet eliyle araştırma-geliştirme konusuna açıklık getirelim. Türkiye’deki örneği ODTÜ içinde bulunan ODTÜ-KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi oluşturuyor.

 

i) ODTÜ-KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi

 

ODTÜ-KOSGEB Ankara Teknoloji Geliştirme Merkezi, 12/4/1990 tarihinde ve 3624 sayılı kanunla kurulan Küçük ve Orta Ölçekli sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi arasında 2/5/1991 tarihinde imzalanan işbirliği protokolü ile kurulmuştur. Merkezin amacı, “ülke sanayinin gelişmesi hedef alınarak yeni ürün veya teknoloji geliştirmeye yönelik bir fikre sahip olan müteşebbis veya sanayicilerimize, ürünlerini geliştirebilmeleri için teknik destek, mekan, büro hizmetleri, yönetim ve işletme becerisi sağlamaktır. Teknoloji Geliştirme Merkezlerinin bir diğer görevi de sanayi-üniversite ilişkisini kuvvetlendirerek, sanayimizde teknolojik seviyeyi yükseltmek ve sanayicimizin ihtiyacı olan bilgiyi üniversiteler kanalıyla temin etmektir.”

 

Merkezin kuruluşu, merkez tarafından hazırlanan dökümanda böyle açıklanıyor. Yine aynı dökümanda “Bu Merkezden Kimler Yararlanır” başlıklı bölümde merkezden yararlanabilecek firmalar şu şekilde sıralanıyor:

 

*  Yeni bir ürün ve teknolojiyi geliştirmeyi düşünen ve bu konuda yeterli teknik bilgiye sahip ilk yatırımcılar.

*  Yeni ya  da  ileri teknolojiye dayanan bir sahip olup, bunu ticari alana aktarmak için destek isteyen müteşebbisler.

* Mevcut işletme koşullarında yeni ürün ve teknoloji geliştirme olanaklarına sahip olmayan, ancak bu konuda yeterli bilgi birikimi bulunan küçük ve orta ölçekli sanayiciler.

* Bilimsel temellere dayalı araştırma-geliştirme projelerini sanayiye uyarlamayı hedefleyen kişi ve kuruluşlar.

* Kuruluşlar tarafından önerilecek teknoloji seçeneklerini sanayiye uyarlayacak ölçüde teknik bilgi ve beceriye sahip girişimciler.

 

Merkezde halen 25 firma yer alıyor. Bu firmalar şu şekilde sıralanıyor:

 

1) ORTANA Elektronik Sanayi ve Tic. Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: LED’li scoreboard, bilboard vb. görüntüleme sistemleri, mikroişlemci tabanlı kontrol sistemleri, video-TV teknolojisi uygulamaları, video grafik, bilgisayar animasyonları.

 

2) Kardiosis Kardiyolojik Tanı Sistemleri Ltd. Şti.

Faaliyet Alanı: Stand-alone, bilgisayarlı elektrokardiyografi sistemi geliştirilmesi, bunun yanında bilgisayar kontrollü koşu bandı üretimi ve sisteme eklenmesiyle bir efor sisteminin oluşturulması.

 

3) ON Elektronik Sanayi ve Tic. Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Solid-state thermo electric device kullanarak bir soğutucu sistemi oluşturup bir air-cooler&conditioner üzerinde uygulanması, LED’li scoreboard sistemlerinin oluşturulması

 

4) EBİ Elektronik Bilgisayar ve İnşaat Tic. ve San. A.Ş.

Faaliyet Alanı: ODTÜ Geliştirme Vakfı kuruluşu olan EBİ, TEK abone okuma sistemine hız getirecek olan “endeksör cihazı” ve DSİ akarsular veri toplama hizmetine otomasyon sağlayacak olan “Debi Ölçüm Cihazı” üzerinde çalışmaktadır. 

 

5) GATE Elektronik San. Mümessillik ve Tic. Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Sanayi ve servis alanlarında kullanılan elektronik baskılı devre kartlarının test, arıza bulma ve tamir cihazlarının tasarımı, üretimi ve pazarlanması konusunda faaliyet göstermektedir.   

 

6) ESTA Elektronik Yapı Malzemeleri

Faaliyet Alanı: Elektronik sıhhi tesisat armatürleri. Kullanıcının fiziksel temasına gerek kalmaksızın  çalışan, alışılmış elle kumanda edilen bataryaların, muslukların ve su akıtma sistemlerinin yerine geçebilecek elektronik su armatürleri tasarımı ve üretimi üzerinde çalışmaktadır.

 

7) Karina Tasarım, Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Yangından korunma ve yangın güvenliği. Genel uygulamaların ve sistemlerin yanısıra amaca ve riske yönelik, özel yangından korunma sistemlerini, disiplinler arası bir uyumla (mimari, statik, mekanik, elektrik, işletme) tasarlamak, bunlara ilişkin danışmanlık, bilgi ve eğitim hizmetleri vermektir.

 

8) Elimko Elektronik İmalat ve Kontrol Tic.Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Üretim endüstrileri için akıllı denetim donanımı ve algoritmalarının geliştirilmesi.

 

9) EMSE Mühendislik A.Ş.

Faaliyet Alanı: Akıllı kart kontrol cihazı (Chip Card Controller). Chip Card ile güvenli bilgi kaydı, kredi işlemleri, kimlik tanıma-denetim, ücret ödeme otomasyonu gibi uygulamaları sağlayacak cihazların tasarımı ve üretimi. Özel yazılımları ile kart üzerine data kaydı, mevcut kayıtların okunup yerine yenilerinin kaydı, bu işlemlerin doğruluğunun ve güvenliğinin sağlanması. Çevre ekipmanlarının tasarımı ve üretimi. Chip card’ın kendisinin üretimi.

 

10) Ortadoğu Yazılım Hizmetleri A.Ş.

Faaliyet Alanı: Eğitim yazılımları, seviye tesbiti testi ve soru bankası yazılımları, çoklu ortam yazılımları.

 

11) Nisan Yazılım A.Ş.

Faaliyet Alanı: VCR çıkışı olan medikal cihazlardan elde edilen görüntülerin genel bir hasta veri tabanı içerisinde saklanması. Firma, görüntülerin genel bir hasta veri tabanı içerisinde saklanması ile ilgili yazılımı geliştirmektedir. 

 

12) TALCOM Mühendislik Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Uydu aktarıcı projesi. Ku bandında DBS (Direct Satellite Broadcasting) uydularından yapılan TV yayınlarının uygun bir çanak antenle alınıp, uydu alıcı cihazlarında resim ve ses olarak elde edilmesi, daha sonra bu sinyallerin UHF bandında uygun kanallara modüle edilip güçlendirilerek tek bir verici antenle yerleşim bölgesine yayınlanması. 

 

13) TEKNOPLASMA Malzeme Müh. Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Aşınmaya dayanıklı ve koruyucu ince kaplamalar. Kalınlıkları 5 mm’nin altında olan, yüksek teknoloji ürünü seramik kaplamaların değişik buharlaştırma yöntemleriyle üretilmesi, nitelendirilmesi ve teknolojik uygulama alanlarının geliştirilerek aşınma kayıplarından doğan ülke ekonomisindeki zararları azaltmaya yönelik  projeler.

 

14) İnter Mühendislik A.Ş.

Faaliyet Alanı: TSK bünyesindeki HF/SSB telsiz cihazları ve ek donanımının fonksiyon ve performans testleri yapacak ve komponent düzeyinde arızasını bulacak test sistemi geliştirilmesi.

 

15) Karuzel Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Tıbbi amaçlı ultrasonik buhar üretici (nebulizer). Aracın temel prensibi suya ya da sıvıya verilen mekanik titreşimlerin su molekülleri arasındaki çekim kuvvetini yenerek buharlaşmayı sağlamasıdır. Cihaz hastalara buhar halinde ilaç verilmesi için kullanılır.

 

16) Serbest Tasarımcılar Birliği

Faaliyet Alanı: Türkiye’nin endüstriyel yeniden yapılanmasında tasarımın rolünün çok önemli olduğu ve bu doğrultuda ülke koşullarına ve gereksinimi olan tasarım kavramının gündeme getirilmesi.

 

17) Elektra A.Ş.

Faaliyet Alanı: Bilgisayar yazılımları ve bilgisayar kartlarının tasarımı. Firma ilk ürünü olan “Gordiyon” adlı hard-lock’ını üretmiştir. İkinci ürünü olan “point-of-sale” denen sistemlerinin tüm tasarımları tamamlanmış ve ilk protipleri tamamlanmıştır.

 

18) Polar Mühendislik ve Danışmanlık

Faaliyet Alanı: Ev kontrol sistemi ve dağıtım-nakliye sektörü güzergah optimizasyonunun geliştirilmesi.

 

19) IZCOM Elektronik Sanayi ve Tic. Lt.Şti.

Faaliyet Alanı: 2 GHz audio-video mikro dalga bağlantısı sağlayacak cihaz, Türkiye’de üreticisi bulunmayan profesyonel radyo televizyon yayını kalitesinde, ajans ve televizyonlarda kullanılabilecek video amplifier ve FM RF amplifier üretmek.

 

20) MENTAL Mühendislik

Faaliyet Alanı: Çok amaçlı bilgisayar kontrol ünitesi ve dağıtılmış kontrol sistemleri uygulaması. Kişisel bilgisayarların gerekli arabirim devreleri ve yazılım desteği ile donatarak endüstride herhangi bir üretim sürecini kontrol edebilir biçimde geliştirmek ve daha uzun vadede oluşturulan bu temel kontrol birimi ile birçok sürecin kontrolünü sağlayacak hiyerarşik yapının (haberleşme ortamının) oluşturulmasını sağlamak.

 

21) PROTEM Mühendislik

Faaliyet Alanı: Shaft encoder veya tako jeneratörü kullanarak DC motorların pozisyon veya hız kontrol ünitelerini geliştirmek.

 

22) İMA Bilgi Sistemleri San. ve Tic.Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Devlet güvenliğinin ön koşullarından biri olan “bilgi güvenliği”nin  sağlanmasına yönelik mevcut yasal ve idari düzenlemelere uygun ses güvenlik cihazlarının üretilmesi. 

 

23) OK Dış Ticaret ve Madencilik Sanayi Ltd.Şti.

Faaliyet Alanı: Madencilik ve inşaat sektörlerinde ve özellikle kömür ocaklarında dolgu ve izolasyon maddesi olarak kullanılan köpüklerin üretilebilmesi ve üretilen bu köpüklerin geliştirilmesi. 

 

24) EGİS Mühendislik

Faaliyet Alanı: Görüntü işleme uygulamaları. Bir veya birden fazla kamera ile, işlenen ürünün iki veya üç boyutlu görüntüsünü alan, bu görüntü bilgisini özel bir donanım kullanarak sayısallaştıran ve sayısal bilgiyi bilgisayar ortamında, özel olarak geliştirilen yazılımlarla işleyerek gerçek zamanda karar ve uygun yönde tepki veren ve bu işleri endüstriyel ortamda, insansız olarak, yüksek hız ve doğrulukta yapan otomasyon sistemlerinin tasarımı ve üretimi. 

 

25) FORBİS Mühendislik

Faaliyet Alanı: Yazılım ve hizmet sektöründe ileri teknoloji kullanarak, ekonomik yönden nispeten daha istikrarlı Batı Avrupa pazarına yönelik faaliyetlerde bulunmak, bu pazarlarda uzun vadede sağlam bir yer edinmek, yüksek katma değeri sağlamak, ulusal kaynakları en verimli şekilde kullanarak, uluslararası yazılım pazarlarında üretici ve hizmet sağlayıcı olarak yer edinebilmek için, yazılım ve hizmet ihracatı çalışmaları.         

 

Yukarda görülen firmalardan ikisi, Ortadoğu Yazılım ve Nisan Bilgisayar, hiçbir teknolojik araştırma-geliştirme faaliyeti içinde değildir. Buna karşın merkezde bulunan 28 odanın 6 tanesi bu iki firmaya ayrılmıştır. Bu firmalar, Ankara’daki 800’e yakın bilgisayar firmasının hemen hepsinin yaptığı gibi, bilgisayar satmaya ve harcıalem yazılımlar-projeler  geliştirmeye çalışmaktadırlar. Üstelik bu işte KOSGEB’in olanaklarını kullanarak diğer firmalara karşı haksız bir kazanç sağladıkları da söylenebilir. Merkezde  bulunan GATE Elektronik’in faaliyeti daha çok test cihazı ithal edip pazarlamak şeklindedir. Merkezdeki firmalar arasında Serbest Tasarımcılar Birliği gibi teknolojik gelişme ile ilgisi olmayan bir kuruluş da var. Forbis Mühendislik’in de faaliyet alanı oldukça geniş ama bu faaliyetlerin teknolojik gelişme ile ilgisi yok. Bu beş firma şu anda faal olarak kullanılan 25 odanın 9’unu, yani, üçte birinden fazlasını kaplamaktadırlar. Faaliyet alanları yukarda belirtilen diğer firmaların da teknolojik olarak yeni birtakım faaliyetlerle mi ilgilendikleri yoksa sıradan, benzerleri hemen her yerde bulunabilecek üretim çalışmaları mı yaptıkları da tartışılabilir. Örneğin, yalnızca Ankara’da dört-beş firma, LED’li scoreboard yapımıyla uğraşıyor. Elektronik kumandalı armatürler, yangından korunma sistemleri  ve motor kontrol sistemleri uzun zamandır Türk firmaları tarafından üretiliyor ve piyasaya sunuluyor.  Kısacası merkezde teknolojik geliştirme konulu çok az firma faaliyet gösteriyor. Bu merkezdeki yapının kurulacak diğer teknoloji geliştirme merkezlerinde ve teknoparklarda  tekrarlanması büyük olasılık. 

 

ii) Bir Amerikan Girişimi: Sematech

 

Devlet eliyle Araştırma-Geliştirme yapmak  ya da teknoloji geliştirmek Türkiye’de mümkün değildir. Türkiye’de mümkün olmadığı gibi diğer ülkelerde de mümkün değildir. Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da ya da Tayvan’da da devlet yardımıyla teknolojik gelişme önerileri ve girişimleri  vardır. Ama bu öneriler ve girişimler hep bu ülkelerde belli bir teknolojik gelişme yaşandıktan sonra ve hep birbirlerine bakarak ortaya çıkmıştır. Yukarda sayın Dinçer Kara’nın sözlerine dönersek Japonya’nın teknopolis geliştirme işinde geç kaldığı ve bu konuda ABD’yi taklit ettiğini görürüz. Öte yandan Internet’ten  Sematech hakkında bilgi toplarken, bu girişimin devlet destekli Japon endüstrisinin tehdidine karşı yapıldığını öğrendim. Garip değil mi?

 

Bu girişimlerin işe yarar sonuçlarının olup olmadığı, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değip değmediği ve vatandaşların vergilerinin devlet eliyle havaya savrulup savrulmadığı ciddi bir şekilde tartışılmaktadır.

 

Şimdi devlet yardımıyla teknolojik gelişme sağlama girişimlerine en iyi örneklerden birisi olan Sematech hakkında biraz bilgi verelim.

 

Sematech 11 yarıiletken üreticisi tarafından kurulan, kar amacı gütmeyen bir konsorsiyumdur. Kurucu üyeler bizim de yakından tanıyabileceğimiz firmalar: AMD, AT&T, Digital Equipment, Harris, Hewlett Packard, Intel, IBM, Motorola, National Semiconductor, Rockwell ve Texas Instruments. Yıllık bütçesi 200 Milyon dolar. Bu bütçenin yarısı üyeler tarafından karşılanıyor, diğer yarısı ise Savunma Bakanlığı yolu ile Amerikan vatandaşlarından sağlanıyor.  Sematech'in görevi Japon firmalarına yanıt olarak daha küçük, daha hızlı mikroçipler üretmek. Sematech, Amerikan firmalarının yarıiletken teknolojilerinin gelişimini hızlandırmak amacı ile yarıiletken üretim araçları geliştirmeye çalışmaktadır. Şimdi Sematech ile gelişimini yıl yıl izleyelim:

 

* 1986: Sematech düşüncesinin doğuşu

* 1987: Sematech kuruluyor ve ilk yıl bütçesi onaylanıyor.

* 1988: Yer seçimi yapılıyor. NCR da Sematech'e katılıyor. Intel'in efsanevi kurucularından Robert Noyce başkan oluyor. Yalnızca 32 haftada Sematech'in temiz oda tesisleri devreye giriyor.

* 1989: Sematech'in ilk üretimi, ilk kontratları. Hükümet Katkıları Üzerine Tavsiye Konseyi bir Sematech raporu yayınlıyor. Bu raporda Sematech'in bu zamana kadar başarılı olduğu ama bunun Amerikan yarıiletken sektörünü ayağa kaldırmasının garanti olmadığı ve Sematech konsorsiyumunun diğer endüstriler için uygun olmayabileceği belirtiliyor. 

* 1990: Sematech ve Avrupa Submikron Silikon Girişimi (JESSI)  ortaklaşa projeler geliştirme konusunda anlaşıyorlar.

* 1991: Sematech, araştırma tesislerini 8 inçlik silikon tabakaları üretim tesislerine dönüştürüyor. İlk beş yıllık görevin tamamlanmasından sonra uzun dönemli planlar yapılmaya başlıyor.

* 1992: LSI Logic, Harris Technologies ve Micron Technology firmaları Sematech'ten ayrılıyorlar. Ayrılış nedenlerini Sematech'in odaklandığı alanların kendi hedeflerine uymaması olarak açıklıyorlar. Sematech, yalnızca ABD kaynaklı üretim araçlarını kullanarak 0.35 mikronluk üretim teknolojisine geçilebileceğini gösteriyor.   VLSI Research adındaki araştırma kuruluşu, Intel ve Motorola'nın başını çektiği Amerikan yarıiletken firmalarının tün dünyadaki yarıiletken gelirlerinin yüzde 44'ünü elde ettiklerini açıklıyor. Japonlar 1984'den bu yana ilk kez yüzde 43'lük paylarıyla ikinci oluyorlar. Bu sonuçta Sematech'in de önemli bir role sahip olduğu açıklanıyor.  

* 1993: Sematech'in görevleri paketleme, test, tasarım ve ara bağlantıları da içerecek şekilde genişletiliyor.

* 1994: 1996 Yılından itibaren hükümet fonlarından para transferinin sona erdirilmesi kararlaştırılıyor.

* 1995: 1996 Mali yılı için hükümet fonlarının yalnızca 39 milyon dolar olması planlanıyor. Hükümet katkısının azalması ile birlikte çalışan sayısının 500-550 dolayına indirilmesi planlanıyor. Eski adı NCR Microelectronics Products Division, yeni adı Symbios Logic olan firmanın üyeliği sonra eriyor.

 

Sematech’in tarihinden gözümüze şunlar çarpıyor: Böyle bir topluluktan tüm üyelerin çıkarlarına uygun bir faaliyet çıkarmak  zordur. Bu tür girişimlere sağlanan kamu desteğinin yakından izlenmesi ve girişimler ne kadar yararlı olursa olsun desteğin en kısa zamanda kesilmesi gerekir.  Teknolojik gelişme zamana karşı yarış demektir (Sematech’in 32 haftada-8 ayda temiz oda tesislerini hazırlaması güzel bir örnek). Bu tür konsorsiyumların ABD’de bile ne kadar işe yaradıkları ve her sektör için uygun olup olmadıkları tartışma konusudur.

 

iii) Başarılı Yabancı Bilişimcilerin Kısa Öyküsü

 

Teknolojik gelişme özel bazı teknomerkezler ya da teknoparklar yapılarak sağlanamaz. Bu iş için tüm ülkenin büyük bir teknopark haline getirilmesi gerekir. Bu da ancak teknolojik gelişmenin önündeki yasal-bürokratik engelleri ortadan kaldırmak, devletin ekonomideki payını azaltmak, yetenekli insanların yetenekleri sayesinde çok para kazanacakları ortamlar yaratmak yoluyla  mümkün olur.

 

BYTE’ın 20. yılı dolayısıyla yayınladığı özel sayıda, bilişim sektörünün en önemli 20 kişisi yer alıyor. Bunların bazılarının kısa bilgisini aşağıda bulacaksınız. Hiçbiri için devletin ya da başka bir gönüllü kuruluşun altyapı-üstyapı ortamı oluşturmamış olmamasına, bu yetenekli insanların, pazarı da çok iyi tahlil ederek öncü, yeni, ileri ürünler ortaya çıkarmış ve bu sayede çok iyi para kazanmış olduklarına dikkat ediniz.

 

            Dan Bricklin: Şu anda kullandığımız çok gelişmiş elektronik tablolama porgramlarının atası VisiCalc’ın yaratıcısı. VisiCalc’ı yaratmak Harvard İşletme Okulunda okurken aklına gelmiş. Hocası kara tahta üzerinde bir tablo yazıp-çizerken o böyle bir tablonun elektronik olarak yapılsa ne kadar iyi olacağını düşünmüş ve bir arkadaşı ile birlikte 1979 yılında, mikrobilgisayarların iş çevrelerinde de saygı görmesini ve kullanılmasını sağlayan, VisiCalc programını çıkarmış.

 

            Bill Gates: 1975 Yılında arkadaşı Paul Allen ile birlikte 4 KB’lık belleğe sahip MITS Altair 8800 bilgisayarında çalışabilecek bir BASIC versiyonu yazdılar. Sonra Microsoft’u kurup değişik platformlar için değişik diller yazmaya başladılar.1980’de IBM, ürettiği PC’ler için işletim sistemini yazmak üzere Microsoft ile anlaştı. Şu anda dünyanın en zengin insanları arasında.

 

            Steve Jobs: “1979 Yılında Xerox’un Palo Alto Araştırma Merkezi’ni ziyaret ettim. Orada Alto bilgisayarını gördüm. Üzerinde kaba bir grafiksel kullanıcı arabirimi çalışıyordu. ... Bütün bilgisayarların birgün benzer arabirimlere sahip olacağını kavramam için 10 dakika yetti.” Bu sözler, arkadaşı Steve Wozniak ile bir garajda Apple Computer’ı yaratan Steve Jobs’ın. Kurduğu bilgisayar şirketinden atılmış olsa da yeni şirketi Nextstep ile yeni şeyler üretmeye devam ediyor. Artık yeni ürünleri garaj köşelerinde yaratmayacak kadar zengin.

 

            Marc Andreessen: 22 Yaşında Netscape’ın iki kurucusundan birisi oldu. Netscape’ın hisselerinin borsada işlem görmeye başlamasıyla birlikte yüzmilyonlarca dolarlık bir servetin sahibi oldu.

 

            Phillippe Kahn: Fransa’da çobanlık da yaptığı söylenen  Kahn cebinde 2000 Dolarla Amerikaya geldi, yeşil kartı da yoktu, işi de. 1983 Yılında bir otomobil tamircisinin üzerindeki büroda Borland International’ı kurdu.. İlk ilanın parasını sonradan ödemek için BYTE pazarlama yetkilisini ikna etmesi güç olmuştu ama yazdığı Turbo Pascal programının ilanı BYTE’ta çıkınca bir anda dünyanın en çok kazanan bilgisayarcılarından birisi haline geldi.

 

            Mitch Kapor: Lotus’un kurucusu. Lotus’un kuruluşu için risk sermeyesini anlattığımız aşağıdaki bölüme bakabilirsiniz.

 

            Robert Metcalfe: Harvard’daki doktora tezini yerel bilgisayar ağları üzerine hazırlamıştı. 1973 Yılında Xerox’un Palo Alto Araştırma Laboratuvarına geçti ve orada Ethernet’i yarattı. 1979 Yılında, halen dünyanın en büyük ağ ürünleri   üreticilerinden birisi olan, 3COM’u kurdu. 1990 Yılında çok zengin birisi olarak emekli oldu.

 

Eğer yukardaki kişilerin Amerika’ya özgü kişiler olduklarını düşünüyorsanız Hindistan’daki Narendra Kumar’ın öyküsüne göz atalım (26): 1989 Yılında, 25 yaşında bulunan Narendra, babasından 300 Dolar alıp odasına kapandı. Bir yıl sonra bir virüs temizleme programıyla piyasaya çıktı. Kurduğu Nashsoft Systems Ltd. ile bu programdan 20.000’e yakın kopya sattı.  Şu anda ürünlerini Singapur ve ABD’de satmaya çalışıyor.

 

Bir örnek de Macaristan’dan verelim: (27) Dünyaca ünlü ArchiCAD mimarlık yazılımı, Macar Graphisoft tarafından üretilmektedir. Firmanın kurucusu Gabor Bojar,  Macar Jeofizik Enstitüsünde çalışırken Hewlet-Packard HP9845 hesap makinesinde (o zaman için bulabildikleri en iyi “bilgisayar”) çalışan bir 3D resim işleme programı yapmış. 1981 Yılında işinden ayrılıp karısının mücevherlerini sermaye yaparak Graphisoft firmasını kurmuş. Şu anda Graphisoft Macintosh ortamında lider CAD yazılımı üretiyor ve 10 milyon Dolarlık firmasını atak bir pazarlama politikası  ile 10 kat büyütmeyi hedefliyor.

 

Görüldüğü gibi en büyük sermaye kişilerin bilgisi, hırsı, çalışma azmi ve kendisi ile yakınlarının çok kısıtlı sermayesidir.

 

iv) Başarılı Türk Bilişimcilere Örnekler

 

En büyük teşvik kazançtır. Yaptığı işten kazanç sağlayan firmalar işlerini daha iyi yapıp daha çok kazanmak için çalışırlar. Sağlıklı bir ekonomide kafasında iyi fikirler olan kişiler fikirlerini uygulamaya geçerecek fırsatları ve olanakları muhakkak bulurlar. Teknolojide ilerlemek için, istihdamı arttırmak için ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması, dünya ekonomisiyle bütünleştirilmesi gerekli ve yeterlidir. Ek olarak birşeyler yapmaya, yapay mekanizmalar kurmaya çalışmak gereksizdir, boşunadır.

 

Bu şekilde gelişen bilişim firmalarına en güzel örnekler ülkemizin özel  telekomünikasyon firmalarıdır. Karel, Multitek ve Telesis adındaki özel telekomünikasyon firmaları devletten teşvik vb. yardımlar almadan, yalnızca telekomünikasyon alanındaki gelişmeyi iyi takip ederek ve alanlarında en yüksek teknolojiyi uygulamaya çalışarak işe başlamışlar ve büyüyüp gelişmişlerdir. Bu üç firma hakkında PC Günlüğü dergisi için hazırlamış olduğum yazıları buraya da almayı uygun görüyorum.

 

1- KAREL (28)

 

Karel, telefon santralları üreten bir şirket. Karel adını taşıyan telefon santrallarına büroların çoğunda rastlamışsınızdır. Bu santrallar tamamıyla Karel'in kendi tasarımı ve üretimi. Karel, Sinan ve Yaman Tunaoğlu adında iki kardeşin kurduğu bir şirket. Sinan Tunaoğlu ODTÜ Elektrik/Elektronik Mühendisliğinin Telekomünikasyon dalından 1979 yılında mezun olmuş. Yüksek lisansını da aynı okulda tamamlayan Sinan Tunaoğlu'nun 3-4 yıllık bir asistanlık deneyimi de bulunuyor. Daha sonra özel kullanım alanlarına sahip endüstriyel kumanda devreleri üreten bir şirket kurarak çalışma yaşamına atılmış. Ortağı ve kardeşi olan Yaman Tunaoğlu ise Boğaziçi üniversitesinde mezun ve o da elektronik mühendisi. Yaman Tunaoğlu 1986 yılında üniversiteden mezun olduktan hemen sonra Sinan Tunaoğlu ile çalışmaya başlamış ve 1987 yılında Karel'i kurarak telefon santralı üretimine başlamışlar. O günden bugüne  Türkiye'nin en büyük iki telefon santralı üreticisinden birisi olmuşlar. Telefon santralı üretimine başlamalarının nedeni 1983 yılından sonra Türkiye'de telefon alanında büyük bir patlamanın yaşanması. 1983'e kadar ancak 2.5 milyon dolayında olan kurulu hat kapasitesi şu anda 10 milyona dayanmış durumda. Bu olağanüstü gelişme, telefon santrallarına yönelik talebin korkunç bir şekilde artmasına neden oldu. Bu talebi de küçük, büro tipi santrallar alanında Karel, daha büyük santrallar alanında Telesis ve PTT santralları alanında da Netaş, Siemens, Türk Telekom gibi firmalar doldurdu.

 

Telesis ve Karel dışındaki firmalar teknolojilerini dışardan alıyorlar ve satışları daha çok devlete oluyor. Karel'in ve Telesis'in daha çok devlet dışı piyasada tutunmuş olmaları çok önemli ve çekici bir özellik. Bu konuda yabancı firmalardan alınacak çok şey var ama Türkiye'de, Türk mühendislerin ürettiği bir teknoloji bana daha çok heyacan veriyor.

 

Sinan Tunaoğlu ile kardeşi Yaman Tunaoğlu birleşip Karel'i kurduktan sonra karlı bir alan olarak gördükleri için telefon santralı üretmeye başlamışlar. Ama bu üretim ilk başlarda, seri bir üretim olmaktan çok istek üzerine ayda 3-4 adeti aşmayan bir üretim imiş. Piyasanın oldukça istikrarlı bir şekilde geliştiğini görünce üretimleri büyük oranda telefon santrallarına kaymış. Pek bilinmese de şu anda bile telefon santralı dışında endüstriyel kumanda devreleri üretimi var ve kar getirecek herhangi bir konuda üretim yapabileceklerini söylüyorlar.

 

Karel'in şu anda üretmekte olduğu üç tip telefon santralı var. Bunlar MS26, MS38 ve MS48 kodlarını taşıyorlar. MS26'ların kapasitesi 2 dış hat, 6 iç hat. MS38'lerin kapasitesi 4 dış hat, 8 iç hat ve MS48'lerin kapasitesi de 6 dış hat, 18 iç hat.  Üç santral da elektronik ama şu anda dünyada gittikçe yaygınlaşan sayısal teknoloji yerine tümüyle analog bir teknoloji kullanıyorlar. Sinan Tunaoğlu sayısal teknoloji kullanılmamasının nedenini maliyetle açıklıyor. Sinan Tunaoğlunun açıklamalarına göre Karel, Türkiye'nin ilk sayısal santralını tasarımlayıp üretmesine karşılık (bu santral şu anda Karel'in Ankara şubesinde kullanılıyor), sayısal teknoloji maliyetinin şu anda kullanılan teknolojiye göre hemen hemen iki kat fazla olması nedeniyle santrallarında sayısal teknolojiyi tercih etmiyor. Santrallarda kullanılan programlar assembler dilinde yazılıyor.

 

Personel sayısı yaklaşık olarak 150. Şirketin merkezi, santral satışlarının yüzde yetmişinin İstanbul'da gerçekleşmesi yüzünden, İstanbul'a taşınmış. Ancak tasarım ve üretim Ankara'da yapılıyor. Tasarım ve üretimi daha rahat ve modern bir ortamda gerçekleştirmek için Ankara Sincan'da 5000 metrekare kapalı kullanım alanı olan yeni bir tesis inşaa ediliyor. Üretimin tamamen otomatik bir şekilde gerçekleştirileceği bu tesisin yaklaşık olarak 5 milyon dolara mal olması öngörülüyor. Bu tesise önümüzdeki ay taşınmayı planlıyorlar.

 

Karel'in şu ana kadarki toplam santral üretimi yaklaşık olarak 70000 adet. Günlük santral üretimleri ortalama 100 adet. 1992 Ciroları yaklaşık 10 milyon dolar.

 

İç tüketimin büyüklüğü yüzünden geçen yıla kadar ürettikleri santralları yurtdışına satmayı hiç düşünmemişler. Ama artık ihracatı ciddi bir şekilde düşünüyorlar. 1992 Yılı içinde sektörün diğer bir büyük firması Telesis ile birlikte Telecom adında bir ihracat şirketi kurmuşlar ve bu şirket aracılığı ile  yaklaşık 500 bin dolarlık ihracat yapmışlar. İhracat yapılan ülkeler şu şekilde sıralanıyor: İspanya, Romanya, Polonya, Portekiz, Yunanistan, Ürdün ve Mısır. Rutin üretimin ve kalite yükseltme çalışmalarının yanısıra 1993 Yılı içinde piyasaya yeni bir ürün de çıkarmayı planlıyorlar. Bu ürün telefon santrallarının konsolu ile yapılan tüm programlamanın ve yazıcıdan alınan raporların, tümüyle IBM uyumlu kişisel bilgisayarlarla yapılmasını sağlayacak bir program. Santrala bağlı abonelerin yetki düzeyleri, şifreleri, ortaklaşa kullanılan programların girişi, hatta telefon numaralarının bilgisayardan gönderilecek komutlar yolu ile çevrilmesi bu program ile gerçekleştirilebiliyor. Çağrı kayıt programı da konsol programı da Turbo Pascal ile yazılmış. İlkönce Turbo Pascal'ın 5.5'unu kullanmışlar, sonra 6.0'a geçmişler. Şu anda ise 7.0'ı kullanıyorlar. Turbo Pascal'ın program geliştirme sisteminden oldukça memnunlar. Benim gördüğüm kadarıyla santral kullanıcıları da bu programların kullanınımının kolay ve zevkli oluşundan memnun kalacaklar.

 

Karel'de tasarım aşamasında yoğun bir şekilde bilgisayar kullanılıyor. Baskılı devre kartlarının tasarımında kullanılan yazılım PCAD. PCAD'in yanısıra çeşitli simülasyon programları da kullanılmakta. Örneğin, MS26'da kullanılan 80154 kontrolcüsünün emülatörü yardımı ile santral programını PC ortamında yazmak ve test etmek mümkün oluyor. Tasarım bölümünde bulunan test aletlerinin hepsinin bilgisayar bağlantısı var. Bu bağlantıları kullanarak ölçümler bilgisayar yardımı ile yapılıyor. Sincan'daki fabrikaya kurulacak sistemler ile santralın bütün işlevlerini otomatik olarak test etmek mümkün olacak.

 

2- TELESİS (29)

 

Karel'e göre daha iri santrallar üretmekte olan Telesis 1983 yılında Kudat Kara ve Hüsnü Tokmen tarafından kurulmuş. Kudat Kara ODTÜ Elektronik Mühendisliğinden mezun. Hüsnü Tokmen de elektronik mühendisi ve yüksek öğrenimini İngiltere'de tamamlamış. Hüsnü Tokmen'in bilgisayar üstüne doktorası da bulunmakta . Her ikisi de Telesis'ten önce çeşitli işlerde çalışmışlar ve telekomünikasyon alanındaki gelişmeyi farkedip santral üretimine başlamışlar. Telesis'te bir yıl çalıştığım için yakından biliyorum: Her ik