Microsoft ve Recep Tayyip Erdoğan
Murat Yıldırımoğlu, 30.04.2007
1990'lı yılların başında
Microsoft'un en büyük rakibi Apple firması idi. Apple, ürettiği Macintosh
bilgisayarlarıyla uzun zaman kök söktürdü Microsoft'a. Apple, rekabetle
kalmadı, Microsoft'u ürünlerini taklit etmekle suçlayıp mahkemeye verdi. Her
iki firma da mahkemelerde para ve zaman kaybettiler.
1997 yılına gelindiğinde
Apple zor duruma düşmüştü. Herkes Apple'ın iflasını bekliyordu. Ama o yıl
herkesin şaşkınlıkla izlediği bir şey oldu: Microsoft Apple'a 150 milyon dolar
yatırarak ortak oldu. Apple başka ortaklar da aldı ve zor durumdan kurtuldu.
Şu anda Apple sağlıklı bir
firma. Yine ürünleriyle Microsoft'a kök söktürüyor.
1990'lı yıllarda
Microsoft'a kök söktüren bir başka firma da Novell idi. O da ürettiği ürünlerle
Microsoft'u sıkıştırıyor, o da Microsoft'u mahkemeye veriyordu. Gel zaman git
zaman Novell de kötü durumlara düştü, piyasa payı %90'lardan %5'e kadar indi.
Buna karşın geçtiğimiz yıl Microsoft, Novell firması ile bir anlaşma imzaladı
ve Novell'in ürettiği, doğrudan Microsoft'un işletim sistemlerine rakip olan
Linux sürümü olan Suse'ye destek vereceğini açıkladı. Yine dünya bu hamleyi
ağzı bir karış izledi. Novell o günden bu güne yine Microsoft'a kök söktüren
ürünler çıkarmaya devam ediyor, mali durumu düzeliyor.
Peki, Microsoft'un şimdiki
durumu ne? Geçtiğimiz hafta açıklanan rakamlar Microsoft'un 2007 yılının ilk üç
ayında tarihinde görülmemiş satış ve kar rakamlarını yakaladığını gösteriyor.
Microsoft'un en büyük ortağı ise son 14 yıldır dünyanın en zengin insanı
seçiliyor.
Microsoft hep piyasadaki
hakim konumunu (tekel konumunu) kullanarak rakiplerini ezmekle suçlanmıştır.
Ama en azından yukarıdaki örnekler tersini gösteriyor: Microsoft rakipleriyle
rekabet etmeyi sevdiği kadar onları ayakta tutmayı seviyor. Bill Gates
rakiplerin kendisini ve firmasını terbiye edici özelliğini takdir ediyor ve bu
durumun devamını sağlıyor. Bunun sonucunda yine kendisi ve firması kazanıyor.
Peki bunun Recep Tayyip
Erdoğan ile ilgisi ne?
Recep Tayyip Erdoğan
sürekli olarak Ahmet Necdet Sezer'den şikayet etti: Cumhurbaşkanlığı makamını
hükümete muhalefet eden, çalışmalarını engelleyen bir makam olarak gördü.
Aslında doğruydu da bu. Şimdi ise kendisi ve partisi için dikensiz gül bahçesi
oluşturmak için Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanlığı'na aday gösteriyor. Böylece Gül
cumhurbaşkanı olacak, Arınç meclis başkanı, kendisi ise başbakan. Sen, ben,
bizim oğlan hesabı. Halbuki Erdoğan'a gereken kendisine çok benzeyen, aynı
anlayışa sahip bir cumhurbaşkanı değil, kendisinin zıttı bir anlayışa sahip,
kendisine zorluk çıkartacak bir cumhurbaşkanı. Böyle bir cumhurbaşkanı
hükümeti, AKP'yi, Erdoğan'ı terbiye edebilir, zorlayabilir, yanlış yapmasını
engelleyebilir.
Erdoğan ne yapmalıydı?
Kendisinin en çok nefret
ettiği kişilerin, kendisine en çok zorluk çıkartacak kişilerin listesini
çıkartıp listenin en yukarısındaki ismi aday göstermeliydi. Örneğin, Erdoğan
cumhurbaşkanı adayı olarak Deniz Baykal'ı gösterseydi ne olurdu? Herkes ağzı
bir karış açık bu durumu izlerdi. Ordu bu seçimi onaylardı, sivil toplum
kuruluşları şapka çıkarırdı, AKP'yi desteklemeyen vatandaşlar rahatsız
olmazlardı. Baykal onu ve hükümeti sürekli taciz ederdi; bazı yasaları veto
eder, bazı atamaları onaylamazdı vb. Büyük olasılıkla bu engellemeler de
yerinde olurdu. Başbakan ve hükümet ölçüsüz bir güç kullanamamış olurlardı.
Peki, bunun sonunda kim kazanırdı? Örnek ortada; bu tür bir işlemin sonunda
kendisi ve AKP kazanırdı.
Erdoğan başbakan olunca
oğlu onun cep telefonuna açılış mesajı olarak "Büyüklenme, senden büyük
Allah var" yazmış. Telefonu her açtığında bu yazıyı okuyup kendine
gelmesini istemiş. Ama başarılı olmak, büyük adam olmak bu tür yazılardan öte
davranışlar gerektirir.